büyü-dü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyü-dü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Mart 25, 2009
Perşembe, Aralık 04, 2008
Perşembe, Ekim 09, 2008
1000-a
belki bu hikayeyi daha önce de anlattım... olsun...
boyun bir metre bile değildi ve ben küçücük annemin ellerini tutmak için ancak yetişiyordum belki. uzun bir caddenin daha başlarındayken, o binaya yaklaşacağımızı hatırlar heyecanlanır ve biraz da korkardım. öyle yüksek bir bina nasıl yapılmıştı aklım almıyordu zaten ama asıl önemlisi nasıl o kadar büyük bir kola şişesi boyanmıştı üstüne? yanından geçerken kafamı kaldırıp bakmaya çalıştığımda başım döndüğünden korkudan koşarak geçmeye çalışırdım oradan. annem anlamazdı telaşımı, bina da yükseldikçe yükselirdi sanki.
şimdi o bina duruyor, kola şişesi olmadan duruyor ama duruyor işte. alçalmış sanki, yaşlandıkça küçülen insanlar gibi küçücük kalmış gibi. yine de benim boyum o günden beri hiç uzamamış gibi...
boyun bir metre bile değildi ve ben küçücük annemin ellerini tutmak için ancak yetişiyordum belki. uzun bir caddenin daha başlarındayken, o binaya yaklaşacağımızı hatırlar heyecanlanır ve biraz da korkardım. öyle yüksek bir bina nasıl yapılmıştı aklım almıyordu zaten ama asıl önemlisi nasıl o kadar büyük bir kola şişesi boyanmıştı üstüne? yanından geçerken kafamı kaldırıp bakmaya çalıştığımda başım döndüğünden korkudan koşarak geçmeye çalışırdım oradan. annem anlamazdı telaşımı, bina da yükseldikçe yükselirdi sanki.
şimdi o bina duruyor, kola şişesi olmadan duruyor ama duruyor işte. alçalmış sanki, yaşlandıkça küçülen insanlar gibi küçücük kalmış gibi. yine de benim boyum o günden beri hiç uzamamış gibi...
Salı, Haziran 10, 2008
ba
ben küçükken hep sen vardın, büyüdükten sonra da hep sen ol istedim. her anımın bir yerine sıkıştırdım seni. varlığınla yazamadığım anılarıma sonradan ekledim seni. burada bir şeyler anlatmaya başladığımda da sen vardın. sen olduğun yerde kal istedim. kötü anılarla da olsa okudukça yazdıkça sen olayım istedim. her yılın haziran ayında sana bir mektup yazdım. çoğunlukla acıyla başlayıp, isyanla yükselen cümleler sıraladım. her haziran canımı acıttı, ben de buna izin verdim. seni acımla dirilttim ve ayakta tuttum. yıllardır gelmedim yanına. eskiden olsa gelirdik, sulardık beyaz mermeri, yıkardık. mermerin sonundaki kuş suluğuna koyardık suyu. başucundaki çam ağacına dokunurdum ben. seninle büyüdüğünü düşünürdüm. ağlardım biraz. anlatacak çok şeyim olmazdı. eskiden olsa, yanına gelmeye cesaretim olurdu. eskiden olsa özlem içimde bu kadar büyümüş olmazdı. ben yanına geldikten sonra toparlanamamaktan korkmazdım. sunny'nin yazdıklarını okudum. kaybedince artık büyüyemez olduğumuzu düşündüm. kaybedince hep özlediğimizi, yalnızlığın bitmeyişini hiç kabullenemeyeceğimizi hatırladım. içim acıdı. içimin acıyışı hazirana denk geldi. haziranda ölmek zor biliyorum, haziran yaşamak da zor. sahi ekimde ölmek... hava serin ama güneşliyken, ben uğurböceklerine gömülmüşken, toprak toprak üstüne atılırken... ekimde ölmek, haziranda anılmak... sahi, nasıl?
ben küçükken sen vardın. şimdi ben büyüyememişken hala, yine varsın. bir haziran daha biniyor tepeme. bir haziran ortasında daha gelmiyorsun. bir haziran ortasında ben bir şey yok gibi yapıyorum.
ben küçükken sen vardın. şimdi ben büyüyememişken hala, yine varsın. bir haziran daha biniyor tepeme. bir haziran ortasında daha gelmiyorsun. bir haziran ortasında ben bir şey yok gibi yapıyorum.
Pazartesi, Nisan 21, 2008
çeşme
denizi görünce heyecanlanırdım...
bir deniz vardı uçsuz bucaksız, soğuk mu soğuk. ayak paymaklarım babamın kollarının arasından değerdi suya. suyun içi balık kaynıyordu, ahtapotlar da vardı az ileride. bir deniz buz gibi...
ve dün, o deniz yine buz gibi. ayak parmaklarım çoktan uzamış bacaklarımın bitiminde, ayaklarımın ucunda değiyorlar denize. babamı arıyor gözlerim. ayak parmaklarım üşüyor. balıklar yerli yerinde, ahtapotları göremiyorum.
bir deniz buz gibi, dünden ve daha öncesinden değişmeden bana kendini hatırlatan...
bir deniz vardı uçsuz bucaksız, soğuk mu soğuk. ayak paymaklarım babamın kollarının arasından değerdi suya. suyun içi balık kaynıyordu, ahtapotlar da vardı az ileride. bir deniz buz gibi...
ve dün, o deniz yine buz gibi. ayak parmaklarım çoktan uzamış bacaklarımın bitiminde, ayaklarımın ucunda değiyorlar denize. babamı arıyor gözlerim. ayak parmaklarım üşüyor. balıklar yerli yerinde, ahtapotları göremiyorum.
bir deniz buz gibi, dünden ve daha öncesinden değişmeden bana kendini hatırlatan...
Çarşamba, Nisan 16, 2008
kayıp
en çok kalabalığın içinde annemi bulamamaktan, uzun yolculuklarda moladan sonra otobüsü bulamamaktan, molada gidilen tuvaletin ardından otobüse yetişemekten korkardım... büyüyünce kayboldum...
Perşembe, Mart 06, 2008
Pazartesi, Şubat 25, 2008
kırık
oyuncaklarımı apartmanın bahçesine indirir ve arkadaşlarımla birlikte sıraya girerek oynardım...
kendi bisikletime binmek için sıra beklediğim gibi...
büyüdüm, paramı tekbaşıma harcayamıyorum, sakız kutumdaki sakızları tek başıma çiğneyemiyorum, aklımı beynimi sevgimi dağıtmaya çalışıyorum,
biraz bana, biraz sana, biraz ona olsa çok mutlu oluyorum...
küçüktüm, herkes benim gibi düşünür sanırdım,
büyüdüm, zamanı bölüşmeye inanmadıklarını ve tamamını istediklerini anladım...
hayal kırıklığı...
kendi bisikletime binmek için sıra beklediğim gibi...
büyüdüm, paramı tekbaşıma harcayamıyorum, sakız kutumdaki sakızları tek başıma çiğneyemiyorum, aklımı beynimi sevgimi dağıtmaya çalışıyorum,
biraz bana, biraz sana, biraz ona olsa çok mutlu oluyorum...
küçüktüm, herkes benim gibi düşünür sanırdım,
büyüdüm, zamanı bölüşmeye inanmadıklarını ve tamamını istediklerini anladım...
hayal kırıklığı...
Pazartesi, Şubat 18, 2008
saç
saçlarımı çeken, oyuncaklarımı alıp kaçan benim kadar küçük bir çocuk vardı. bu kaçışların devamı büyüdüğümde yansıdı zihnime... büyüyünce anladım ki kaçıp, bir duvara yaslayıp sırtını, nefes nefese kalırmış, yanakları al al olurmuş, o saçlar mesela benim saçlarım onun için tam da parmaklar arasına dolanasıymış...
ben küçükken sapsarı saçlı masmavi gözlü benim kadar küçük bir çocuğa elimde kalan son oyuncağımı hediye edip öyle binmiştim arabaya. uzun uzun el sallamıştım araba giderken. gitmiştik, dönmemiştik, ama yanakları öyle al al orada kaldı o çocuklar.
büyümek ne zor bazen.
ben küçükken sapsarı saçlı masmavi gözlü benim kadar küçük bir çocuğa elimde kalan son oyuncağımı hediye edip öyle binmiştim arabaya. uzun uzun el sallamıştım araba giderken. gitmiştik, dönmemiştik, ama yanakları öyle al al orada kaldı o çocuklar.
büyümek ne zor bazen.
Perşembe, Şubat 07, 2008
Salı, Ocak 29, 2008
otobüsbüyük
en çok otobüsteki tutacaklara yetişebilecek kadar büyümeyi dilerdim. şimdi otobüsün içinde kimsenin göremeyeceği kadar küçülmeyi...
Çarşamba, Eylül 19, 2007
Pazartesi, Ağustos 13, 2007
büyüyeceksin
bazen "bunu düşünebilecek kadar büyüdün" oluyor
bazen "bunu yapamayacak kadar küçüksün"...
hangisi gerçek bilmiyorum...
bazen "bunu yapamayacak kadar küçüksün"...
hangisi gerçek bilmiyorum...
Pazartesi, Temmuz 16, 2007
Cuma, Haziran 15, 2007
Perşembe, Haziran 14, 2007
.
yolda annem sandığım birinin elini tutmuş, uzun süre yürümüştüm...
kadın hiç sesini çıkarmamıştı...
farkedince çok korkmuştum...
kadın hiç sesini çıkarmamıştı...
farkedince çok korkmuştum...
Cuma, Haziran 08, 2007
Çarşamba, Mayıs 30, 2007
Pazartesi, Mayıs 28, 2007
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


