oysa küçük kalmak isterdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oysa küçük kalmak isterdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 13, 2010

ananem

herkesin sevdiği yemeği aklında tutup, her geleni gönlünü hoş, midesi dolu uğurlayan bir ananem vardı. vefat ettiğinde çantasından bir tane kırmızı ruj ve tüm torunlarının vesikalık fotoğrafları çıktı...

Perşembe, Ekim 09, 2008

1000-a

belki bu hikayeyi daha önce de anlattım... olsun...

boyun bir metre bile değildi ve ben küçücük annemin ellerini tutmak için ancak yetişiyordum belki. uzun bir caddenin daha başlarındayken, o binaya yaklaşacağımızı hatırlar heyecanlanır ve biraz da korkardım. öyle yüksek bir bina nasıl yapılmıştı aklım almıyordu zaten ama asıl önemlisi nasıl o kadar büyük bir kola şişesi boyanmıştı üstüne? yanından geçerken kafamı kaldırıp bakmaya çalıştığımda başım döndüğünden korkudan koşarak geçmeye çalışırdım oradan. annem anlamazdı telaşımı, bina da yükseldikçe yükselirdi sanki.
şimdi o bina duruyor, kola şişesi olmadan duruyor ama duruyor işte. alçalmış sanki, yaşlandıkça küçülen insanlar gibi küçücük kalmış gibi. yine de benim boyum o günden beri hiç uzamamış gibi...

Salı, Haziran 10, 2008

ba

ben küçükken hep sen vardın, büyüdükten sonra da hep sen ol istedim. her anımın bir yerine sıkıştırdım seni. varlığınla yazamadığım anılarıma sonradan ekledim seni. burada bir şeyler anlatmaya başladığımda da sen vardın. sen olduğun yerde kal istedim. kötü anılarla da olsa okudukça yazdıkça sen olayım istedim. her yılın haziran ayında sana bir mektup yazdım. çoğunlukla acıyla başlayıp, isyanla yükselen cümleler sıraladım. her haziran canımı acıttı, ben de buna izin verdim. seni acımla dirilttim ve ayakta tuttum. yıllardır gelmedim yanına. eskiden olsa gelirdik, sulardık beyaz mermeri, yıkardık. mermerin sonundaki kuş suluğuna koyardık suyu. başucundaki çam ağacına dokunurdum ben. seninle büyüdüğünü düşünürdüm. ağlardım biraz. anlatacak çok şeyim olmazdı. eskiden olsa, yanına gelmeye cesaretim olurdu. eskiden olsa özlem içimde bu kadar büyümüş olmazdı. ben yanına geldikten sonra toparlanamamaktan korkmazdım. sunny'nin yazdıklarını okudum. kaybedince artık büyüyemez olduğumuzu düşündüm. kaybedince hep özlediğimizi, yalnızlığın bitmeyişini hiç kabullenemeyeceğimizi hatırladım. içim acıdı. içimin acıyışı hazirana denk geldi. haziranda ölmek zor biliyorum, haziran yaşamak da zor. sahi ekimde ölmek... hava serin ama güneşliyken, ben uğurböceklerine gömülmüşken, toprak toprak üstüne atılırken... ekimde ölmek, haziranda anılmak... sahi, nasıl?
ben küçükken sen vardın. şimdi ben büyüyememişken hala, yine varsın. bir haziran daha biniyor tepeme. bir haziran ortasında daha gelmiyorsun. bir haziran ortasında ben bir şey yok gibi yapıyorum.

Cuma, Mayıs 16, 2008

saç


saççekme hususundaki tespitlerimi bilen bilir...


1

2

Perşembe, Mayıs 08, 2008

doğar/doğmaz

hayatımda geçirdiğim en güzel doğum gününden daha önce de bahsetmiştim. o gün her sene geliyor gibi olsa da, bir daha geri gelmeyecek, biliyorum. bu blog 27 Nisan'da bir yaşına girmiş. ve ben fark etmemişim. kendi doğum günümü sevmediğimden olsa gerek, "ben küçükken"in doğum gününü de önemsememişim.

sevgili blog'um, hoşgeldin, iyi ki geldin...
ama maalesef büyüyoruz...

Salı, Mayıs 06, 2008

yanak

gitmesinler diye ayakkabılarını sakladığımı anlatmıştım ya. yine saklasam yine kalırlar mı? biraz daha uzun kalıp, saçlarımı parmaklarıyla karıştırır, yanaklarıma o parmakların uçlarıyla dokunurlar... mı... beklesem peki, dönerken renkli kağıtlarla kaplı şemsiye şeklinde çikolatalardan getirecekler mi... yine de oradan bile severler mi... mi... mı... mu...

Pazartesi, Nisan 21, 2008

çeşme

denizi görünce heyecanlanırdım...

bir deniz vardı uçsuz bucaksız, soğuk mu soğuk. ayak paymaklarım babamın kollarının arasından değerdi suya. suyun içi balık kaynıyordu, ahtapotlar da vardı az ileride. bir deniz buz gibi...

ve dün, o deniz yine buz gibi. ayak parmaklarım çoktan uzamış bacaklarımın bitiminde, ayaklarımın ucunda değiyorlar denize. babamı arıyor gözlerim. ayak parmaklarım üşüyor. balıklar yerli yerinde, ahtapotları göremiyorum.

bir deniz buz gibi, dünden ve daha öncesinden değişmeden bana kendini hatırlatan...

Çarşamba, Nisan 16, 2008

kayıp

en çok kalabalığın içinde annemi bulamamaktan, uzun yolculuklarda moladan sonra otobüsü bulamamaktan, molada gidilen tuvaletin ardından otobüse yetişemekten korkardım... büyüyünce kayboldum...

Pazartesi, Şubat 25, 2008

kırık

oyuncaklarımı apartmanın bahçesine indirir ve arkadaşlarımla birlikte sıraya girerek oynardım...
kendi bisikletime binmek için sıra beklediğim gibi...

büyüdüm, paramı tekbaşıma harcayamıyorum, sakız kutumdaki sakızları tek başıma çiğneyemiyorum, aklımı beynimi sevgimi dağıtmaya çalışıyorum,
biraz bana, biraz sana, biraz ona olsa çok mutlu oluyorum...

küçüktüm, herkes benim gibi düşünür sanırdım,
büyüdüm, zamanı bölüşmeye inanmadıklarını ve tamamını istediklerini anladım...


hayal kırıklığı...

Pazartesi, Şubat 18, 2008

saç

saçlarımı çeken, oyuncaklarımı alıp kaçan benim kadar küçük bir çocuk vardı. bu kaçışların devamı büyüdüğümde yansıdı zihnime... büyüyünce anladım ki kaçıp, bir duvara yaslayıp sırtını, nefes nefese kalırmış, yanakları al al olurmuş, o saçlar mesela benim saçlarım onun için tam da parmaklar arasına dolanasıymış...
ben küçükken sapsarı saçlı masmavi gözlü benim kadar küçük bir çocuğa elimde kalan son oyuncağımı hediye edip öyle binmiştim arabaya. uzun uzun el sallamıştım araba giderken. gitmiştik, dönmemiştik, ama yanakları öyle al al orada kaldı o çocuklar.
büyümek ne zor bazen.

Salı, Ocak 29, 2008

otobüsbüyük

en çok otobüsteki tutacaklara yetişebilecek kadar büyümeyi dilerdim. şimdi otobüsün içinde kimsenin göremeyeceği kadar küçülmeyi...

Cuma, Aralık 14, 2007

ye

meybuz yerdik,
çokomel yerdik,
etipuf yerdik,
altın ve şemsiye şeklin çikolatalardan yerdik,
mabel yerdik ve mabel'i meybıııl olarak değil mabel diye okurduk,
erik toplardık, kiraz toplardık, kayısı toplardık ağaçlardan, onları da yerdik,
annane börekleri yerdik,
mutluyduk, daha da mutlu olurduk,
sürekli yerdik, ama sıska kalmaya devam ederdik...

Pazartesi, Ekim 15, 2007

kıpkırmızı


ben küçükken kocaman bir bahçe içindeki eski bir apartmanda oturuyorduk. apartmanda kaç daire olduğunu hatırlayamıyorum ama bir sürü çocuk olduğunu, mahellenin diğer çocuklarının da bizim apartmanın bahçesinde oynadığını hatırlıyorum.
biz oyuncaklarımızı paylaşırdık. benim kırmızı bir bisikletim vardı, babam sürpriz yapıp almıştı. ona binmek için mahallenin çocuklarıyla sıraya girer sırayla 2'şer tur binerdik. o zaman kendi bisikletim için mızıkçılık yapmazdım hiç.
şimdi kim alıp götürdüyse bisikletimi geri getirsin artık. iki tur da ben bineyim.